İçeriğe geç

Krizler, Motosiklet ve Tefekkür

Motosiklet sadece 2 teker bağlanmış bir şase degil! Hayatın her alanında olduğu gibi gidon başında da krizler deneyimleyebiliyoruz!

Bugün 1 Nisan, motosiklet hayatına atılalı bir senem doldu! Geçen yıl aşağıdaki fotoyla başladığım sürecimde hayata dair, ekonomiye, psikolojiye, sosyolojiye, inanç sistemlerine… özetle varoluşa dair çok şey öğrendim, çünkü gidon varoluşa açılan bir kapı koluymuş. Bazı düşüncelerimi paylaşmak istedim ve tabi ki kriz yönetimine değinmeden olamazdı!


Limbik Sistem:

NLP kitaplarında yazanları, kişisel gelişim eğitimlerini unutabilirsin! Limbik sistem neymiş, nasılmış anlıyorsun! Mantığın devre dışı olduğu, salt duygusal reaksiyonlarda bulunduğun bir duruma giriyorsun şu gidonu tuttuğun an! Normalde pasif agresif ve ağırlıkla sakin birisiyim, ancak motora oturduğum an agresifleşebiliyordum, ona kız, buna söylen… Bildiğin bir şoför kaçıyordu içime. Bunu sorguladığımda limbik sistemin çok daha güçlü şekilde devreye girdiğini fark ettim; ilkel beynin kontrolünde, mantıktan uzak kalabiliyor ve bu sebeple hatalı eylemlerde bulunabiliyordum. Mesela sağını solunu kontrol etmeden, yaylada tek başına araç sürermiş gibi giden bir şoföre kızmıştım ve biraz fazla takılmıştım; dikkatim yolumdan o kişiye kaymıştı ve kaza atlatmıştım. Neyse, çeşitli psikolojik etüdlerle baya aştım bu sıkıntıyı. Neler olduğunu merak ediyorsan mail at, elimden geldiğince cevaplayayım.

Varoluşsal Yanılsamalar:

Bu limbik sistem coşkunluğunun altındaki faktörü yakaladım. Motor kullancısına ‘kaput sensin’ denir ya, duymuşsundur belki. Oysa kaput değil, sanki tüm oluş senmişsin gibi algılıyorsun! Öyle ki bana yol vermeyen veya yol hakkımı gasp eden bir şoförün etkisi ‘bana yol vermedi’ cümlesinden ‘BEN olma halime izin vermedi’ ve hatta ‘BENi yok sayıyor’ gibi etkileşimlere götürüp varoluşsal reddediliş duyguları ortaya çıkarabiliyor. Ama artık bu konuda da çok kontrollüyüm!

Çünkü motorum, ki ismi İsmail Abi, varoluşumun bir parçası, selesinde kendimi yuvamda hissediyorum ve lakin İsmail Abi ileyken yaşadığım bir sıkıntı varoluşumun zedelenmesi değil, olağan akışta bir sekte, o kadar! Bu ayrım algoritmasını zihnime yerleştirmek için biraz çalıştım. Tramvaya kızan motorcu videosu işte bu durumların bir özeti.

İkilemin Affı Yok

İsmail Abi’nin hayatıma en büyük katkılarından biri, kriz yönetimi uzmanlığıma ilhamlar vermesi. Bunları formülize etmemi kolaylaştırıyor. Mesela krizler de motosiklet sürüşü de ikilemi affetmiyor! Sanırım benzer durum arabada da geçerli ama motor odağımı koruyacağım. Düşün ki bir yol ayrımına geliyorsun ve sağdaki çıkıştan çıkmak konusunda kararsızsın, soldan devam edip sonraki çıkıştan mı çıksan acaba? Bu sorguyu cevaplandırıp hemen bir karar ve eyleme geçmezsen ortadaki ayrım refüjüne girme olasılığın çok yüksek! Maalesef ben bunu ‘bu virajda bu kadar yatmam acaba uygun mu, sürüş eğitimindeyken dikliğin öneminden bahsediyorlardı’ diye yanlış zamanda, yanlış noktada, yanlış hızda, yanlış bir sorgu yapıp kaza yaptım. Motorumu alalı 2 ay olmuştu ve şasem yamulmuştu, ön aksam pert olmuştu, biraz masraf çıkmıştı ve yeni  parçaların gelmesi için 1 ay yaya kalmıştım. Ekipmanım iyiydi ve Allah korudu; sol dizimde bağ yırtıkları ve bolca ödemle kurtulmuştum! Hızlı karar ver ve eyleme geçir, ikilemden kurtul!

Hazır Ol, Hazırlıklı Ol

İkileme izin vermemen için birkaç faktör varmış, krizlerdeki gibi. Bunların başında da hazırlıklılık geliyor. Bir işletme krizinde olduğu gibi ekosistemindeki değişiklikleri gözetmen misali motor üstünde de cins bir viraja ya da bir yol bozuntusuna ya da şapşik bir şoförün hatalarına hazırlıklı olmalısın!

Gidişatı Okumalısın

Bu hazırlıklılık için yolu okumalısın. Nasıl ki işletme krizlerinde olayların gidişini okuman gerekir, piyasa nasıl hareket ediyor, rakip firmanın güçlü konumunun sendeki baskısı ya da hukuki anlaşmazlık yaşadığın firmanın rahatlığı nasıl vs, benzer şekilde trafiği de okuman gerekiyor: önündeki araçtaki telefonla konuşan bir şoför mü, yanındaki kişiyle tartışan birisi mi, telefona bakarak yön bulmaya çalışan birisi mi, ayna kontrolü yapıyor mu, tedirgin şekilde sık sık frenleyerek mi sürüyor vs… Bunları okumalıymışsın, çünkü okuma becerin kadar yolu yönetebiliyorsun.

Yılbaşı kampından dönerken ortalama hızın 110-120km olduğu 4 şeritli bir yolda ben 120 ile gidiyordum, 140km dolaylarında hızla solumdaki şeritten giden bir araç ileride hala sebebini bilmediğim şekilde aniden frenleme yaparak sağına, yani benim de olduğum şeride geçmeye çalıştı ve 2 şeridi de sıkıştırıp zincirleme kazaya sebep oluyordu. Üstelik şaka gibi ama ayna kontrolümden ötürü az önce bir aracın sağdan bana yanaştığını görmem, soldan arkadan ise hızla bir aracın bize doğru gelmesi vs derken önden ve arkadan iyice sıkışmışken araçlar arasındaki boşlukları ve araçların hızlarını konumlayarak kaçabilmem, sanırım okuma becerim sayesinde oldu. Çünkü panik olmamalıydım, neticede dezavantaj yaratan hız, tüm araçlarda ortalama 80lere kadar düşse de tüm araçlar hala seyir halindeydi. Aksi halde önümdeki araca yapışacaktım.

Öngörmezsen Yeri Görebilirsin

Bu okuma becerisini kullanabileceğin alanlardan birisi ve belki de en önemlisi öngörü. Çünkü öngörebildiğin ölçüde hazırlık yapabiliyorsun. Artık çok rahat şekilde önümdeki aracın ne zaman gereksiz fren yapacağını tahmin edebiliyorum ya da tali yoldan gelen aracın daha tali yoldayken sürüş şekli ve hızından ana trafiğe tehlikeli şekilde gireceğini, dolayısıyla yavaşlayarak kaçınmam ya da hızlanarak kaçmam gereken anları çok rahat okuyabiliyorum.

Tabi bir acı ekleme yapmak istiyorum. Ekmeğimi çıkardığım iki güçten birisidir öngörü. Bununla beraber Ekim 2017 ilk günlerindeydi, ‘öngöremedim Mustafa’ sözünü duyduğum bir krizzede beni düşündürüyordu; benim için apaçık olan bir işletme krizi söz konusuydu, ancak işletmeci öngörememi. Bizim bu kriz vakasında kişisel öngörü becerisine göre görebilen ve göremeyen diye ayrım yapabiliriz ama gerçekten öngörülemeyen birşeyler daha olabilir mi diye sorgulamaya başlamıştım. Evet, böyle bir sorgunun içindeyken motor başındaydım ve bir müşterimin başarısını kutlama yemeğine giderken yanımda çok sert şekilde bir kapı açıldı, hızım çok düşük olmasına rağmen kontrolü kaybettim ve savruldum, kötü düştüm. Bu kez motorumda pek sorun yoktu, çantalarımdan biri kullanılamaz olmuştu, sağda solda küçük çizikler ve yere çok sert kafamı vurduğum için kaskımı sağlam gözükse de yenilemem gerekiyordu, o kadar. Ancak sol dizimdeki eski deformasyon büyümüştü, ayrıca sağ dizimdeki bağların hepsi yırtılmış, menisküsüm yırtık içinde, kıkırdak doku parçalanmış, bir de omzum kırılmıştı. Öğrendim ki öngörülemeyen krizler de olabiliyormuş, evet kontrollü olmama rağmen sıkıntı yaşayabilirmişim. Ama belki de sağın sağında, yani sağ yol çizgisiyle kaldırım arasında giderek aldığım riskin daha da bilincinde olabilirdim de diyebilirim! Bu konuya başka bir blog yazısında bir daha değinmeyi düşünüyorum.

Gidon (direksiyon, dümen, kumanda) Sende, Sorumluluk Sende

Dolayısıyla bakış açına göre sorumluluk sende! Ha işletmendeki/departmanındaki/ekibindeki krizden ötürü başkasını suçla ha koca motoru savuracak şekilde kaba bir güçle kapısını açan dikkatsiz adamı suçla. Aslında sorumluluk sende! Bu sebeple masraflarımı karşılama sözüne rağmen karşılamasalar bile şikayetçi olmamıştım o araçtan.

Bedenin Önemli

Şekerpare ile Ekim 2017’deki kazam sonrası tanıştım, kendisi koltuk değneğimin adı. İsmail Abi’nin Leyla ile Mecnun’da kısa bir ilişkisi olmuştu Şekerpare ile, ben de kısa bir ilişkimiz olsun istedim. 2 ya da 3 hafta kadar koltuk değnekleriyle yürüdüm. Öğrenene kadar çok zordu, sonra kolaylaştı ya da alıştım. Ama kısıtlanıyorsun, hareketlerin, adım aralıkların, ellerin… Benimki gibi geçici ya da kalıcı, küçük oranlı ya da büyük olsun, Allah tüm engelli arkadaşlara sabır versin, o küçücük kaldırımı çıkmak anlatılamayacak kadar çok zormuş! Veya bir omzun kırık olduğu için askıda ve elini-kolunu kullanamıyorken, diğer kolunla koltuk değneğini tutarken kapı açmak, evde birşeyler yapmak, içecek birşeyler hazırlamak, hele ki tabağındaki yemekle boğuşmak… Bedenin ne derece sağlıklı bilmiyorum, ancak şükret. Hiç bir sağlıksal eksiğin, hastalığın yoksa sağlığın için şükret, parmaklarının manikürü gelmişse bile sağlıklı şekilde kullanabiliyorsun, omzun ağrısa bile çantayı attığında taşıyabiliyorsun.

Sakatlandığımda İki Önemli Şey Öğrendim

Ama Şekerpare ile ilişkimizin olduğu dönemde iki şey öğrendim: biri sağlık sistemimiz, diğeri ise dost sandıklarımla ilgili!

Çok şey yazmıştım ama sildim; özetle ülkemizdeki sağlık sistemi anlatıldığı kadar iyi değil, doktorlarımıza çok yükleniliyor. Gelen ambulans beni İstanbul Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesi diye bilinen, kısaca Okmeydanı dediğimiz hastaneye götürmüştü. Hem oradaki deneyimlerim hem başka hastalarla ilgili gözlemlerim hem de başka insanlardan öğrendim ki orasının bilinen namı ‘Bokmeydanı’ymış! Orada yatana da orada doktorundan polisine, hemşiresinden laborantına kadar görevli olan herkese da sabır diliyorum.

Doktorlarımız tek tip olmadığı gibi standart ve üstü de değiller. İyi kötü ayrımına girmeyeceğim, iyisiyle de karşılaştım, çok iyisiyle de, bunun ne işi var hastanede diye düşündüklerim de oldu! Ama farklı hastanelerin farklı doktorlarını deneyimleme fırsatım oldu. Hepsinin farklı yoğunlaştığı perspektifler olduğunu gördüm ve içime sinen uzmanlıklarla çalışma kararı aldım. Tıpkı işletme krizleri gibi değil mi? Bir kriz yaşadığında akıl danıştığın kişilerde yetkinlik ararsın, ancak buna rağmen yetkin bir kişinin çözümlerinden içine sineni uygulayana kadar sorgulamaya devam edersin!

Bir de Şekerpare sayesinde dost sandıklarımla ilgili bir gerçek öğrenme fırsatım oldu demiştim! Düşenin dostu olurmuş! Samimi olayım, olmayayım, çok fazla insandan yardım aldım, hastaneye gelip motorumun anahtarını benden alıp kaza noktasına dönüp motorumu oradan alan dostlarım oldu, tarumar olan ajandam ve toplantı gündemime destek olan dostlarım oldu, her gün arayan  ya da yattığım eve gelerek beni görmek isteyen dostlarım oldu…

Ve evet, yardım almayı öğrendim; zorlandım ama öğrendim diyebilirim! Yürüme zorluğu çektiğim için bir dostumun evindeydim, beni bırakmadı ve bana bakım yapmasına izin verdim; enteresan bir deneyimdi. Bu da bir kriz yönetim öğüdü gibi değil mi? Zor zamanında gerekli destek ve kaynaklarla sana omuz verebilmeleri için dostlarına izin vermelisin!

Envanterin Ne Durumda?

Neyse, Şekerpare ile birlikteliğimiz çok sürmedi ve tam 1 ay sonra yine gidon tutmaya başladım. Ama artık envanterime çok daha hakimdim. Lastiklerim nasıl, fren kabiliyetim nasıl, frenleme tarzım ve becerim ne durumda vs… Tıpkı işletmendeki finansal ve finansdışı, mesela entellektüel ve duygusal envanterini de bilirsen kriz zamanlarına girmez, girersen de kolayca ve avantajla çıkarsın.

Envanterindeki şeyleri geliştirmen gereken bir süreç motor kullanmak, onu gördüm. Nasıl ki işletmen yerinde sayamıyor, motor ekipmanlarından becerilerine kadar herşeyi geliştirmen gerekiyor.

Dolaptaki Ekipman Korumaz

Ekipman demişken, imkanların dahilinde kendini donanımından mahrum bırakmamalısın. Benim Şekerpare ile tanışmama vesile olan kaza günü, dizlik takmadığım nadir günlerden birisiydi, korumalı motor pantolonumu da giymemiştim, aceleyle çıkmıştım evden. Maalesef ekipman eksiğim affolmadı. Tıpkı kütüphanende duran bir kitabın bilgi dağarcığına katkı yapmayacağı gibi dolaptaki dizlik de seni korumayacak!

Ekipmanını ve diğer donanımlarını yükselt ve etkili şekilde kullan ki sürmeye devam edebilesin! İşte bu noktada eğitimlerden de bahsetmem gerekir sanırım! Ben motora yeni başladım ve 1 ay sonra İngiltere temelli ileri sürüş becerilerine dair eğitim aldım, bu sezon da Japon yaklaşımında bir eğitime katılacağım. Ancak 20 yıldan fazla motor süren abilerim de hala eğitim alıyorlar, ya yeni teknikler için ya da eski tekniklerinin üstünden geçerek geliştirmek için!

Nereye Gitmek İstiyorsan Oraya Bak

Geldik paylaşmak istediğim son 3 kaleme! İlki hedef sabitleme sıkıntısı! Meali nereye bakarsan oraya gidersin demek. Cümleyi tersten okursan nereye gitmek istiyorsan oraya bakmalısın! İşletme krizlerinde de yöneticiler kriz içinde boğulurken ben sadece kriz sonrasına odağımı kaydırıyorum ve bu meslek sırrımı da Atatürk’e borçluyum. Bir cephedeyken molası sırasında kitap okuyormuş, yanındaki asker de ne yaptığını sorduğunda ‘savaş sonrasına hazırlık yapıyorum’ demiş. Aklında savaşı kazanacağımız ve sonrasına erişeceğimize dair inancı sayesinde komutanlık becerilerini geliştirdiği şeklinde devam eder bu anlatı. Atatürk’ten ilhamla geliştirdiğim bu beceri, motor sayesinde daha kolay uygulanabilir oldu. Sen de odağını kontrol et!

Farklı Şeylerin Güzellikleri

Motorumun öğrettiği bir başka şey ise Ankara aslında güzel bir şehir sayılabilirmiş! Çünkü motorumla gittiğimde keyif aldığımı gördüm. Normalde sevmediğim karışık caddeleri, ova gibi geniş yolları farklılık olarak yansıdı bu kez. Sanırım temel faktör farklılıklara toleransımın artması; farklı motorlar, farklı sürüşler, farklı görüşler, farklı…

Gidon Varoluşa Açılan Bir Kapı Kolu

Ve İsmail Abi’nin bu 1 yıl içinde öğrettiği en güçlü şeylerden biri ise tefekkür!

Hatırlarsan ilk paragrafların birinde Allah korudu demiştim, birkaç kez sabır diledim…

Sık sık şükrettiğimi gördüm motora başladığımdan beri, eskiden de varlıklarım için de yokluklarım için de şükrederdim ama artık daha sık selamlaşıyoruz! Mesela kaza sayılabilecek bir deneyimim olmuştu: motoru ilk aldığım zamanlardı, çelik halatlı bariyerlere sürtmüştüm. O gün korumalı motor botum yoktu, bez bir ayakkabı ile sürüyordum ve üzerinde çeliğin kesiği vardı. Kontrol ettim, eğer 1cm’ye bile gerek yok, azıcık yukarıda olsaydı ayağım, yarısı artık yoktu! Gönlümden geçen tek duygu Allah korumuştu. Bu ve benzeri o kadar şey yaşadım ki, sanki küçük bir selam verip ‘ben buradayım’ der gibi bir his, genelde de huzur kaplıyordu içimi!

Güzel yerleri gezerken içimi dolduran hisleri zaten anlatamıyorum, ormanından denizine…

Atlatılan kazalar ve gezilen yerlerin dışında varoluşu sorgulatan bir süreç oldu motor hayatı ve tefekküre bakışımı değiştirdi; hayattan beklentilerime, çevreye karşı sorumluluklarıma, duyarlılığıma…

Biraz uzun bir yazı oldu, ancak aslında bunun kat be katını edindim.

Beni bu süreçte motive eden, düştüğümde yanımda olan, kazamda bırakmayan vs herkese müteşekkirim.

12 ayda, toplamda 2 ay motorsuz kalarak 14bin km yol, sayısız tecrübe, kontrolsüz kahkaha ve hazzın öğrettiği bir şeyi paylaşmak istiyorum:

Motorları fark et!

 

Not: Bu içeriği oluşturduğumdan beri bazı değişiklikler oldu hayatımda; motorumu yeniledim, yeni şeyler öğrendim, deneyimledim. Artık yazıda yer alan Çin Malı İsmail Abi yok, şu an iki ayrı İngiliz asili ile yoluma devam ediyorum. Genelde asfalttaydım ama toprakla, taşla, kumla, derelerle tanıştım. Camping alanlarından çıkıp ayıların rotalarında uyukladım…

Gidon başında 6. yılımı doldurduğumda bu içeriği zenginleştirmeyi planlıyorum. Ama özellikle merak ettikleriniz olursa veya kendi hayatınızda deneyimlediğiniz, fark ettiginiz şeyler olursa mail atın, birlikte zenginleştirelim: [email protected]

 

Bir yanıt yazın